19 Şubat 2016 - Zaman

bu günkü melankolik konumuz zaman. üzerine onlarca şarkı yazılan, bilim adamlarınca süreki müdehale edilmeye çalışan, bir çok şeyin ilacı olduğu iddia edilen zaman evet.

zamanla ilgili ilk rahatsızlığımı çocukken yaşamıştım biliyorum. yurtdışında çalışan babamın birgün telefonda bana yanından gelen biriyle oyuncak araba yollayacağını söylemesiyle başlamıştı geçmek bilmeyen günler. her günümü bir sonraki günü bekleyerek daha doğrusu elinde koliyle kapımızı çalacak adamı bekleyerek geçirmeye başlamıştım. işin garibi adamın ne zaman ülkeye geleceği, ülkeye gelse bile bize ne zaman uğrayacağı belli değil. hergün öğle yemeğinden sonra ablamın okul çıkışına kadar gidip oturduğumuz, çocuklarıyla oynadığım komşumuzda, kenarda oturan ve kimsenin artık oynamak istemediği tatsız bir çocuk haline gelmiştim.

geçiyor efenim durduramıyoruz. durdurabilene aşk olsun hatta. adam rahat 2 hafta sonra geldi, ömürden boşuboşuna giden koskoca 2 hafta. tabi gelince hevesim geçti bir süre sonra. beklediğimle kaldım yani. bir de bunun farkına çok çok sonra, yeni vardım.

bilen bilir; hayatımı hep planlı yaşadım. şükür genelde a planlarım tuttu fakat b ve c planları da hep hazırdı. geriye dönüp bakıyorum da hep birşeyleri beklemiş, hep beklenene kavuşmak için günlerimi boşu boşuna geçirmişim. oysa ev kredisi çeken adamın 10 yıllık kredisi bitince sevinmesi değil, üzülmesi gerekir. daha kaç dünya kupası göreceğiz ki mesela?

şimdi felsefemi biraz değiştirdim. vade beklemiyorum artık; olursa olur olmazsa olmazcılardan oldum anlayacağınız. başlarda çok sancılı oldu, hedefleri olmayan insanın hayata tutunması oldukça zor tahmin edebilirsiniz. gerçekleştirmek için koyduğum net hedefler yok. elime yüklü miktarda bir para geçer, belki araba değiştiririm diyorum ya da yeni bir telefon alırım. yurtdışına ucuz bir tur buluyorum, atlıyıveriyorum hemen. sonra arabam bozuluyor yine bu arabayı değiştirmek lazım diyorum. bir gün çelik konstrüksiyon prefabrik ev istiyorum başka birgün lüks bir dairede kirada oturmak. eskiden olduğu gibi ilk iş araba sonra, elektronik eşyalar, sonra ev, en son tatil gibi hayatımı bağlayan planlar yok artık. zamanımı birşeylerin olmasını bekleyerek geçirmiyorum yani.

bunun için ödenen bedeller ise ağır, tahmin edemeyeceğiniz üzere. ileride geriye bakıp "yatırım yapmamış, bugünleri düşünmemiş, gençliğini boşa harcamışsın" deme ihtimalim her zaman korkutuyor beni. pek tabi aksini yapsam da ileri de benzer şeyler söylemem mümkün. fakat "herkes yanlış yapıyor ve ben doğrusunu yapıyorum" mottosu beni biraz korkutuyor. trilyonları olduğu halde ve öleceğini bile bile işçisinin boğazından kısan kodamanlar, hayatlarının 6da, gençliklerinin 3te 1ini ev kredisi ödemekle geçirenler geliyor aklıma ve "yanlış yapmıyorlardır yoksa büyük günah" diyiveriyorum.

yani dostum; aynştaynmış, izafiyetmiş, görelilikmiş hikaye... zamanı kıramazsın, zaman seni kırar.

şimdi yurtdışından gelen adamı bekler gibi alacağı arabayı, evi; evlenmeyi, baba olmayı; bekleyenler düşünsün. bugünü boşa harcayarak...

Play