25 Şubat 2016 - Tembellerin Sporu: Formula 1

tanıyanlar bilir; beşiktaşlıyım ama bir oyuncusunun dahi adını bilmem. arada denk gelirsem lişg puan tablosuna bakarım, ara sıra da ortam olursa maçlarını izlemeye çalışırım. dünya kupası ve avrupa kupası bir de şampiyonlar ligi, uefa ve kupa galipleri kupası (süper kupa hani GS'nin 15 küsür yıl önce alıp hala anlata anlata bitiremediği) finallerini de severek izlerim denk gelirsem.

basketbola da pek ilgim yok, denk gelirsem NBA All Star showlarını izlerim. sporlan aram pek iyi değil anlayacağınız. tek istisna hariç, o da formula 1.

şimdi bunun neresi spor; bu spor olsaydı kamyoncular yıldız olurdu diyeceksiniz biliyorum. ama f1 bir spor. hem de futboldan sonra dünyada en çok takip edilen spor. bikeren pilotlar bir yarışta ortalama 2-3 kilo veriyor. hangi sporcu hangi sporu eda ederken bu kadar kilo verebilir söylesenize? şakayı bırakıp ciddileşelim.

formula bir sadece 11 takımın ve 22 arabanın yarıştığı bir yarış değil. aynı zamanda belirli alanlarda teknolojinin geldiği son noktayı gösteren bir çıta. eskiden beri formula 1 de kullanılan KERS diğer adıyla kinetik enerji dönüşüm sistemi, günümüz elektirikli araba konseptlerinin ufkunu ilerletti misal. yine lastik ve yağ geliştiricileri de buradan topladıkları "hızlandırılmış" geri bildirimlerle ürünlerine çeki düzen verip verimliliği arttırıyorlar. aynı şekilde motor, şase ve mikroçip geliştiricileri de teknoloji ar-gelerinin büyük kısımlarını buradan karşılıyorlar. yani siz bir sahada 50 küsür tur dönen tipsiz arabaları izlerken, arkaplanda bilim ilerliyor. formula 1'in beni en çok çeken yanı da bu. futbol gibi insanlığa hiçbir faydası olmayan, aksine toplumların afyonu (ayfonu, iphone'u?) olan sporlardan farkı da bu.

bir de insanoğlunun karadaki hız sınırlarını ve reflekslerini göstermesi açısından da cezbedici bir yanı var. düşünsene yerden maximum 50 santim yüksektesin ama 350 basıyorsun. hayali bile adrenalin salgılamak için yeterli. bir de pilotlar yüksek hızlarla birbirlerine atak yapıp geçmeye çalışıyorlar. oysa en ufak temasta hızın da etkisiyle feci kazalar olabiliyor.

son olarak da yarışın kendisi heyecanlı. takımların stratejileri, hangi stratejinin podyum getireceği filan insanı inanılmaz geriyor izlerken. misal pite 3 kere girilmesi gereken turlarda 2 kere pite girmek isteyen takımların daha fazla yakıt ve sert lastiklerin kullanılması hem ekstra ağırlık hem de zayıf yol tutuş demek. yani 1 kere pite az girebilmek için belki de daha ağır sonuçlara yola açabilecek risklere giriliyor. aynı şekilde 2 kere pite girilmesi gereken pistlerde yumuşak lastik ve az yakıtla 3 pit hesabı yapılması, bazen hafiflik ve yol tutuş dolayısıyla avantaj sağlayabiliyor. öndeki hızlı aracın arkadakinin rüzgarını kesip sürtünmenin azalmasıyla hızlanmasını sağlaması, aynı takımdan olan pilotların işbirliği veyahut mücadelesi, öndeki araçların arkadakilere arkadan yetişip geçmeye çalışması yani tur bindirmeleri, kers gibi nitrüs etkisi yaratıp bir anda atağa sebep olan teknolojiler, yağışlı havalardaki yağmur damlasına 250 km ortalama hızla çarpma ve öndeki arabanın tekerinden sıçrayan suyla oluşan sprey etkisi, gece yarışları, güvenlik aracının ansızın arabaların önüne geçmesi, ansızın kalkan ikaz bayrakları ve daha aklıma gelmeyen nice ayrıntı ekran başında soluksuz ortalama 2-3 saat geçirmenize yol açıyor.

tabi buraya kadar anlattıklarım hep pazar günleri yapılan yarışlarda gerçekleşenler. bir de perşembe ve cuma günleri aynı pistte yapılan antreman turları var. bunları izlemesi de güzel. üstelik cumartesi yapılan ve pazar günkü yarışta kimlerin hangi sırada yarışa başlayacağının belirlendiği sıralama yurları da adeta bir yarış gibi geçiyor.

siz de benim gibi oturduğu yerde heyecan arayan, tembel bir adrenalin düşkünüyseniz, formula 1 tam da size göre ve yaklaşık 1 ay sonra 20 martta ilk yarışla başlayacak. ülkemizde hangi kanalın yarışları naklen vereceği belli olmasa da bu konuda bir gelişme olur olmaz bunu sizlerle paylaşacam.

aman gaza gelmeyin, dikkatli sürün :)