18 Mart 2016 - Ceza Yargılamasında "Sözde" Aleyhe Bozma Yasağı

işçi avukat olarak Kocaelide çalıştığım sıralarda, bir uyuşturucu trafiği olayında CMK müdafii olarak atanmıştım. göz altına alınan 5 kişiden sadece benim müvekkilim biraz da şansımın yardımıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalmıştı. aradan yaklaşık 2 yıl geçti. aynı olaydan farklı bir kişi, kendisini savunmam hususunda yardımımı istedi. kendisinden dosyayı istedim. dosya tarafıma ulaştığında ise aşağıda detaylı olarak anlatacağım üzere şoka girdim. işin içinden de bir türlü çıkamadım. başıma gelen bu vakayı "çözüm yolunu bilmeksizin" meslektaşlarımla paylaşmanın iyi bir fikir olacağını düşündüm. konuyu daha fazla uzatmayayım.

müvekkil ilk derece mahkemesi yargılaması sonucunda delil yetersizliği sebebiyle beraat almış. dosyadaki diğer sanıklar da en fazla 4 yıla kadar hapis cezası almışlar. dolayısıyla müvekkil hariç herkes kararı temyiz etmiş. Yargıtay ilgili Ceza Dairesi de kararı bozmuş ve müvekkilin de ceza alması gerektiğini belirtmiş. bunun üzerine dosya tekrar önüne gelen ilk derece mahkemesi müvekkile de 4 yıl gibi bir süre hapis cezası vermiş.

Yargıtay'ın hata yapma ihtimalinin düşük olacağından bahisle müvekkile konuyu detaylı araştıracağımı ve kendisine dönüş yapacağımı ilettim ve başladım kitapları karıştırmaya. karşıma CMK'nın 307. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "...hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz..." hükmü çıktı. hiçbir şekilde mantığına bir anlam veremediğim bu hükme göre; eğer müvekkil veya müvekkil lehine savcı tarafından temyiz talebinde bulunulmazsa, dosya temyizden önüne geldiğinde ilk derece mahkemesi daha ağır bir karar verebiliyor. yani deniyor ki; "kardeşim beraat aldıysan da dosyayı temyiz et ki aleyhe bozma yasağından faydalan. yoksa alimallah malum bir yerinden kan alabiliriz ona göre."

şimdi aleyhe bozma yasağının mantığını incelemeye koyulalım. bu müessese, aleyhine hüküm verilen vatandaşın, bu hükmün doğruluğunu "daha fazla ceza almadan oturayım oturduğum yerde" demeden teyit etmek için ihdas edilmiştir. tabi bu durumun istisnalarından bir diğeri de daha önceki yazılarımda değinmiş olduğum HAGB saçmalığı. tersten durumu tekrar izah edecek olursak; eğer ceza aldığınızda bu cezayı temyiz etmeniz halinde daha fazla ceza alma ihtimaliyle karşı karşıya bırakılmış olsaydınız, kuvvetle muhtemel kanun yoluna başvurmaz, cezanızı paşa paşa çekerdiniz. yani kısaca; aleyhe bozma yasağı, kişilerin kanun yollarına özgürce başvurabilmeleri için var.

gelin görün ki; eğer bir davada beraat aldıysanız ve bu hükmü temyiz etmediyseniz (evet yanlış okumadınız, aldığınız beraat hükmünü temyiz etmediyseniz) her an aldığınız beraat ortadan kalkabilir ve ceza yaptırımıyla karşı karşıya kalabilirsiniz. yani sistem o kadar mantıksız ki, beraat aldığınızda sevinmeniz yerinde kararı yeniden gözden geçirmesi için üst mahkemeye göndermeniz gerekiyor. asıl sorun ise şurada başlıyor; biz bunu müvekkile nasıl anlatacağız? bir diğer soru ise; beraat kararını temyiz etmeyen avukatın mesleki sorumluluğu ne olacak?

allah aşkına bu tarz bir düzenlemenin mantığını ve varoluş amacını anlayanınız varsa bana da durumu izah edebilir mi?

not: bir çıkış yolu aramaktayım. evrensel hukuk ilkeleri ve ceza yargılamasının amacı düsturundan hareketle bir sistem açığı bulabileceğimi düşünüyorum. bulur bulmaz da başka bir blog yazısıyla paylaşacağımdan emin olabilirsiniz.

not2: şurada bu konuya ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Seydi KAYMAZ'a it güzel bir makale var.

22 Mart 2016 tarihiyle yeni ekleme: dostlar çok mesaj geldi. her biri için çok çok teşekkür ederim. lakin bir kısmınız dosdoğru anlamışken, bir kısmınız ise nasıl avukat olduğumu sorgulamış. sevgili meslektaşlarım, tabi ki ilk derece mahkemesinin kararı kesin değil ve temyizle bozulabilir. bunu gayet iyi biliyorum. mesela motorunuzu çalan adam beraat aldı, kararı temyiz ettiniz adam ceza aldı. bu çok normal bunu kastetmiyorum zati ki. ya da taraflar değil savcı müvekkil "aleyhine" temyiz etti diyelim. yine bozulabilir buna da bir diyeceğim yok. anlamadığım nokta; müvekkil aleyhine temyiz eden kimse olmadığı halde Yargıtayca resen esasa girilerek müvekkilin ceza alması gerektiği belirtilmiş. tamam ben anlamıyorum bir türlü ama bu da olabilir. olabilir olabilir de müvekkil beraat hükmünü temyiz etmiş olsaydı (nasıl olur demeyin aklanmak isteyen ama delil yetersizliğinden beraat almış bir çılgın olduğunu farzedin) yukarıdaki kanun hükmü karşısında durum ne olacaktı? daha zorunu sorayım: ya kimse temyiz etmeseydi, o zaman müvekkilin ceza alması gerektiğini resen esasa girerek belirleyen Yargıtay ne yapacaktı?